Balım, bana biraz org çalsana…

Balım, bana biraz org çalsana…

Comments
Su altı tavşanlarını da koruyalım mı?

Su altı tavşanlarını da koruyalım mı?

Comments

Eskiden ne çok aydiem (IDM) dinlerdik. Bol bol cızır cozur seslerin, kıvıl kıvıl pıtırtılarla bir araya gelip, pırıl pırıl melodilerle birleştiği leziz IDM parçaları vardı. Gözlerimi bile kapatmama gerek kalmadan beni sağa sola çarpardı Ovuca‘lar, Aphex Twin‘ler, Boards Of Canada‘lar.

Dün yeni bir albüm indirdim Retic / Somnolent Massive diye. Bilmeden indirdim, meraktan. IDM/Ambient/Experimental kategorisi altında sınıflandırmışlar kendilerini. Epey deneysel bir albüm ama o aradığım melodik yapıyı ihmal etmeyen bir deneysellik.

Böyle akşam olmuş, gündüzün güneşi hala içimi ısıtırken, bir yandan akşama yetiştirilmesi gereken bir video kurgusu, yarın toplantıda sunulması gereken proje demeti önümde beni beklerken, nasıl da hoşuma gitti albüm bilemezsin.

Boards of Canada dinlemek için kendime özel pozisyonlar yarattığım geldi aklıma. Kendileriyle Basatap zamanında yaptığım röportajlardan birinde, ormanda çalmak istediklerini söylemişlerdi. Bense hep uzayda ses olmasa bile Boards of Canada çalar be diyerek, kendimi Microsoft’un bugüne kadar yaptığı belki de yegane güzel şey olan Freelancer oyununda, arkaplana koyardım BOC, ver elini galaksiler arası yolculuk. Nasıl havaya girilir, bir bilsen. Dock dediği an uzay gemin, vıjj diye kayarsın uzay geçitlerinde.

Bu arada sayın patronum Kuzuloğlu’nun blogunda okuduğum, “blog yazarken, öyle sırf doldurmak için yazmamak lazım” çıkarsaması beni hafif gerdi. Ben doldurmak için mi zırvalıyorum mesela acaba şimdi?

Postumu yaptım, bekliyorum.

Comments
Tamam, teslim oluyorum. Müthiş bir hayattı yaşadığı. Akşamları içtiği deniz ürünleri çorbasına bakarken, eline kaşığı tutturma yeteneğinden yoksun olduğu anları olurdu. Önce uzun uzun süzerdi çorbayı, yağ tabakasının suyla içiçe geçmişliğini. Çocukluğunda tüm yemekleri yemeyi reddettiğinde, fırının arkasını uygun yer belirlemişti. Şimdi, yaklaşık 5 kişiyle birlikte, aynı masada oturmuş, “Neler yapıyorsun?” sorusunun geliş anını kestirmeye çalışıyordu. Kaşığı tuttuğu gibi karıştırmaya başladı çorbasını soğutmaya çalışır bir hava vererek. Yanında oturan kadın, “Bayılırım Japon kültürüne, ne acayip insanlar” derken umrunda değildi görebildiği göğüs çatalı. O, yağın suya karışmamasına şaşırmazdı kendisi gibi, ya da yeşil bir halının üzerinde çim kokusunu alabileceğine asla inanmazdı. Gülümsemek zorunda kaldı bir kaç saniye, onaylarcasına Japonların acayipliğini. Masada ılık bir sohbet başlamıştı, ağzını açsa balıklar dökülür aklından diye hemen bir hikaye uydurdu kendine. “Yorgunum biraz, erken kaçarım ben.” derken balık çorbasını 5 dakikadır karıştırdığını farkedip durdu. Ağzına bir yudum çakmanın vaktiydi. İlk yudum tuzlu ve deniz kokulu bir tat bıraktı ağzında, hafif tiksindi, dökmek istedi fırının arkasına. Cebine uzandı eli, aslında mücadele etmek istiyordu ama bu sıkıntıya da bir son vermek istiyordu. Tokyo restoranda, oturduğu yerden hışımla kalktı, cebindeki silahını kavradı. Garsona döndü ve “Tuvalet nerede acaba” diye sordu.
O gittikten sonra masada bir kuşku rüzgarı esti. Esra, “Nesi var bunun allahaşkına?” diye hayıflandı. Murat, bir ay önce terkettiği sevgilisini düşünüyordu. Cevap verme gereği duymadı. Selin, kendi göğüs dekoltesine göz attı, memnundu gösterdiklerinden. “Aman boşver ya Esra, o geziye katıldığından beri bi tuhaf zaten. Hiçbirimizle konuşamaz oldu. Düzelir diye umuyorum”, derken bir gıdım umrunda değildi Arda’nın hali.
Arda’nın geldiğini gören Selin, Esra’nın kolunu itekleyip konuyu kapatmaya çalıştı. Balık çorbası soğumuş, yemekler haddince azalmışlardı. Arda, son yudumlarını hızlı hızlı boğazına dizdikten sonra, çantasına uzandı ve kulaklığını el yordamıyla bulup hızlıca veda edip kendini sokağa attı. İki adım ileride, yeraltından bulabileceği oksitosinler, seratoninler ve dopaminler çarşısına uğradı. Asetilkolin bulursa, bu gece kendini şanslı sayacaktı. Burnuna gelen küf kokusunun kaynağı aklıysa, lanetlerin en büyüğünü okuyacaktı sevdiği kadına. Sakalı sağa doğru uzamış, kırmızı bereli adamın dükkanına uğradı. Hızlıca soracaklarını sordu, alacaklarını aldı ve en nefret ettiği şarkıyı seçip kulaklarından akan sıcak nefretle evine doğru yürümeye başladı. Öldürmek istiyordu onu, inanamıyordu öfke duygusunun bu deli güçlü olduğuna. Hormon paketlerinden birini açtı, dilinin altına yerleştirdi minik uyarıcıyı. Artık zihni bulanmayacak diye umuyordu ki, eve vardığında hayatı güzel gidiyormuş hissine bile kapılmıştı.
Gözlerini kapadı. Uykusu yoktu ama asetilkolinin etkisiyle unutmak istediklerini, küflenmeye yüz tutan sıkıntılarını bir çırpıda hapsedebildi. Neşesi yerine geldi. Bir terorist gibi saldırdı tüm zihnine. Açıkta gördüğü tüm çöp hislerini, asla kendisini anlayamayanları, dinlemeyenleri, görmeyenleri, reddedenleri, hayatı yaşamayı bilmeyen taraflarını bir bir taradı, paketledi ve en derin uykularında belki bir gün rüya olarak karşılaşmak üzere bilincinin en derinlerine postaladı.
-> Struggling with the abstraction of life everyday. Day01.

Tamam, teslim oluyorum. Müthiş bir hayattı yaşadığı. Akşamları içtiği deniz ürünleri çorbasına bakarken, eline kaşığı tutturma yeteneğinden yoksun olduğu anları olurdu. Önce uzun uzun süzerdi çorbayı, yağ tabakasının suyla içiçe geçmişliğini. Çocukluğunda tüm yemekleri yemeyi reddettiğinde, fırının arkasını uygun yer belirlemişti. Şimdi, yaklaşık 5 kişiyle birlikte, aynı masada oturmuş, “Neler yapıyorsun?” sorusunun geliş anını kestirmeye çalışıyordu. Kaşığı tuttuğu gibi karıştırmaya başladı çorbasını soğutmaya çalışır bir hava vererek. Yanında oturan kadın, “Bayılırım Japon kültürüne, ne acayip insanlar” derken umrunda değildi görebildiği göğüs çatalı. O, yağın suya karışmamasına şaşırmazdı kendisi gibi, ya da yeşil bir halının üzerinde çim kokusunu alabileceğine asla inanmazdı. Gülümsemek zorunda kaldı bir kaç saniye, onaylarcasına Japonların acayipliğini. Masada ılık bir sohbet başlamıştı, ağzını açsa balıklar dökülür aklından diye hemen bir hikaye uydurdu kendine. “Yorgunum biraz, erken kaçarım ben.” derken balık çorbasını 5 dakikadır karıştırdığını farkedip durdu. Ağzına bir yudum çakmanın vaktiydi. İlk yudum tuzlu ve deniz kokulu bir tat bıraktı ağzında, hafif tiksindi, dökmek istedi fırının arkasına. Cebine uzandı eli, aslında mücadele etmek istiyordu ama bu sıkıntıya da bir son vermek istiyordu. Tokyo restoranda, oturduğu yerden hışımla kalktı, cebindeki silahını kavradı. Garsona döndü ve “Tuvalet nerede acaba” diye sordu.

O gittikten sonra masada bir kuşku rüzgarı esti. Esra, “Nesi var bunun allahaşkına?” diye hayıflandı. Murat, bir ay önce terkettiği sevgilisini düşünüyordu. Cevap verme gereği duymadı. Selin, kendi göğüs dekoltesine göz attı, memnundu gösterdiklerinden. “Aman boşver ya Esra, o geziye katıldığından beri bi tuhaf zaten. Hiçbirimizle konuşamaz oldu. Düzelir diye umuyorum”, derken bir gıdım umrunda değildi Arda’nın hali.

Arda’nın geldiğini gören Selin, Esra’nın kolunu itekleyip konuyu kapatmaya çalıştı. Balık çorbası soğumuş, yemekler haddince azalmışlardı. Arda, son yudumlarını hızlı hızlı boğazına dizdikten sonra, çantasına uzandı ve kulaklığını el yordamıyla bulup hızlıca veda edip kendini sokağa attı. İki adım ileride, yeraltından bulabileceği oksitosinler, seratoninler ve dopaminler çarşısına uğradı. Asetilkolin bulursa, bu gece kendini şanslı sayacaktı. Burnuna gelen küf kokusunun kaynağı aklıysa, lanetlerin en büyüğünü okuyacaktı sevdiği kadına. Sakalı sağa doğru uzamış, kırmızı bereli adamın dükkanına uğradı. Hızlıca soracaklarını sordu, alacaklarını aldı ve en nefret ettiği şarkıyı seçip kulaklarından akan sıcak nefretle evine doğru yürümeye başladı. Öldürmek istiyordu onu, inanamıyordu öfke duygusunun bu deli güçlü olduğuna. Hormon paketlerinden birini açtı, dilinin altına yerleştirdi minik uyarıcıyı. Artık zihni bulanmayacak diye umuyordu ki, eve vardığında hayatı güzel gidiyormuş hissine bile kapılmıştı.

Gözlerini kapadı. Uykusu yoktu ama asetilkolinin etkisiyle unutmak istediklerini, küflenmeye yüz tutan sıkıntılarını bir çırpıda hapsedebildi. Neşesi yerine geldi. Bir terorist gibi saldırdı tüm zihnine. Açıkta gördüğü tüm çöp hislerini, asla kendisini anlayamayanları, dinlemeyenleri, görmeyenleri, reddedenleri, hayatı yaşamayı bilmeyen taraflarını bir bir taradı, paketledi ve en derin uykularında belki bir gün rüya olarak karşılaşmak üzere bilincinin en derinlerine postaladı.

-> Struggling with the abstraction of life everyday. Day01.

Comments
Paul Prudence, Computational Artist
İşlemsel ve görsel geri bildirimleri kullanarak gerçek zamanlı performanslar üzerine çalışır.  VVVV, Flash ve işlenmiş Dijital Video kullanır. Görsel müzik ve syneasthetic sanat üzerine dersler verir. Bağımsız olarak interaksiyon tasarımcısı ve ActionScript geliştiricisidir.
Twitter‘dan bolca leziz data basar.
Flickr‘da doğadaki örüntüleri izlediğine dair fotoğrafları gözetleyebilirsiniz.

Paul Prudence, Computational Artist

İşlemsel ve görsel geri bildirimleri kullanarak gerçek zamanlı performanslar üzerine çalışır.  VVVV, Flash ve işlenmiş Dijital Video kullanır. Görsel müzik ve syneasthetic sanat üzerine dersler verir. Bağımsız olarak interaksiyon tasarımcısı ve ActionScript geliştiricisidir.

Twitter‘dan bolca leziz data basar.

Flickr‘da doğadaki örüntüleri izlediğine dair fotoğrafları gözetleyebilirsiniz.

Comments
The Acadia (The Association for Computer-Aided Design in Architecture ), tasarım ve dünyadaki tüm pratik ve akademik faaliyetleri kapsar. Ana teması, tasarım, biyoloji ve hesaplama arasındaki ilişkiyi oluşturmak üzerine kuruludur.
The Amalgam Project

Proje, kentsel fenomen ile biyolojik organizasyonlar arasındaki paralelliği karmaşık sistemlerin işlemsel simulasyonları aracılığı ile araştırmak üzerine hazırlanmış.
Os Branching Structure

Modern paradigmanın homojen standardize yapısından uzaklaşarak, parametrik araçların kullanımıyla açık sistemler oluşturmak amacıyla hazırlanmış bir araştırma. (Kendileri bile tam olarak ne demek istediklerinin farkında değiller bence.)
Daha çok biyoloji, daha çok işlemsellik için.

The Acadia (The Association for Computer-Aided Design in Architecture ), tasarım ve dünyadaki tüm pratik ve akademik faaliyetleri kapsar. Ana teması, tasarım, biyoloji ve hesaplama arasındaki ilişkiyi oluşturmak üzerine kuruludur.

The Amalgam Project

Proje, kentsel fenomen ile biyolojik organizasyonlar arasındaki paralelliği karmaşık sistemlerin işlemsel simulasyonları aracılığı ile araştırmak üzerine hazırlanmış.

Os Branching Structure


Modern paradigmanın homojen standardize yapısından uzaklaşarak, parametrik araçların kullanımıyla açık sistemler oluşturmak amacıyla hazırlanmış bir araştırma. (Kendileri bile tam olarak ne demek istediklerinin farkında değiller bence.)

Daha çok biyoloji, daha çok işlemsellik için.

Comments
50 Years of Space Exploration
Son 50 yıl içerisinde yapılan tüm uzay araştırmalarının rotasını bize sunan National Geographic’in bu efsane haritasının büyük hali için tıkla.

50 Years of Space Exploration

Son 50 yıl içerisinde yapılan tüm uzay araştırmalarının rotasını bize sunan National Geographic’in bu efsane haritasının büyük hali için tıkla.

Comments

PROCRASTINATION:

Sürekli eylemeri ve görevleri erteleme halidir. Psikologlar, bu tür insan davranışlarını bir işe başlama, tamamlama ya da karar verme süreçlerinin getirdiği endişeyle başa çıkma yöntemi olarak tanımlarlar. Birey açısından sürümcemede kalma ya da erteleme hali strese, suçluluk duygusuna, üretimi kaybetme riskine, yaratım krizlerine ve sorumluluklarını yerine getirmediği için diğerleri tarafından onaylanmamaya sebebiyet verebilir. Böylece, bu duyguların tetiklenmesi gelecek procrastination’ların da yolunu yapar. (Hastasıyım insan endişelerinin)

Belirli bir orana kadar ertelemek, ya da bir işe başlamakta zorlanmak hepimizin yaşadığı bir durumdur muhakkak. Ama söylenene göre kronikleşmesi psikolojik disorder olarak karşımıza çıkabilir. Bunun bir de yapacak birşeyi olmadığı halde, yapacak birşeyi varmış stresini yaşama hali var. İşten çıkarılanlar ya da yoğun bir çalışma düzeninden yeni ayrılanların yaşadığı yine “soyut” bir insanlık halidir, sosyal bir hastalıktır. Tamamen toplumsal üretim bandı zinciri parçası olmamızdan kaynaklanır. Endişe etmeyiniz, zamanla başedilebilir.

Bir de Taskmania Disorder’lar vardır. Durdukları yerde sessize düşerler, sorulan soruları yanıtsız bırakırlar, zihinleri hep bulanıktır ve bir sonraki günün görevlerini listelemekle meşgullerdir. Onlara birer insan bitkisi muamelesi yaparak da mutlu edebilirsiniz. Ram’leri task dizmek sebebiyle sürekli düşüktür, söylediklerinizi çoğu zaman anlamazlar. Sürekli endişelidirler. Yarın olacakları, dün olanları, dün olanların yarına olası etkilerini düşünürler. Sistematiklerdir, kendi güvenli alanlarından asla çıkmazlar.

Comments
19.yy’da yaşamış Alman Biyolog Ernst Haeckel’ın illüstrasyon kitabı Artform of Nature, doğanın algoritmik yapısını ve fraktallar evrenini bir kez daha hatırlatıyor. 1904’te copyright’ı biten bu kitabı internete kazandıran Wikimedia Commons ve katkıda bulunan herkese teşekkürler.

19.yy’da yaşamış Alman Biyolog Ernst Haeckel’ın illüstrasyon kitabı Artform of Nature, doğanın algoritmik yapısını ve fraktallar evrenini bir kez daha hatırlatıyor. 1904’te copyright’ı biten bu kitabı internete kazandıran Wikimedia Commons ve katkıda bulunan herkese teşekkürler.

Comments
Brain Wave Sofa:
EEG datası kullanarak artık ne yapsak yeridir! Geçmişi 1900’lere dayanan Electroencephalography, kafatasına yerleştirilen elektrotlarla beyin dalgalarının ölçümü amacıyla kullanılır. Basitçe Delta (4hz), Theta (4hz-7hz), Alpha (8hz-12hz), Beta (12hz-30hz), Gamma (30hz-100hz) olarak ayrımlaşabilecek dalgaboylarını ölçümler.
Delta, bebeklerde sürekli, yetişkinlerde yavaş dalga uykusunda,
Theta, çocuklarda ve meditasyon ya da sakin haldeyken,
Alpha, rahatlamış ya da gözlerini kapamışken,
Beta, uyanıklık halinde beyin aktif çalışırken gözlemlenen dalgalardır.
Darpa’nın askerlerin arasında düşünceyle iletişim kurmalarını sağlayabilecek bir EEG sistemine 4 milyon dolar yatırdığı bir dönemde, neurofeedback ve zilyon tane bilgisayar arayüzü sayesinde sanat da nasibini alıyor.
Lucas Maasen ve Dries Verbruggen, beyin dalgasından koltuk yapma girişiminde bulunmuş, görsel olarak da oldukça havalı bir sonuca ulaşmışlar. 3D EEG datası ile oluşturulan koltuk, sonrasında CNC ile gerçek bir koltuğa dönüştürülmüş. Gözler kapalıyken salınımı yapılan Alpha dalgasının 3 dakikalık veri kaydı ile, bir göz açıkken hızlıca değişen beyin dalgalarının veri kaydı kullanılmış.

Brain Wave Sofa:

EEG datası kullanarak artık ne yapsak yeridir! Geçmişi 1900’lere dayanan Electroencephalography, kafatasına yerleştirilen elektrotlarla beyin dalgalarının ölçümü amacıyla kullanılır. Basitçe Delta (4hz), Theta (4hz-7hz), Alpha (8hz-12hz), Beta (12hz-30hz), Gamma (30hz-100hz) olarak ayrımlaşabilecek dalgaboylarını ölçümler.

Delta, bebeklerde sürekli, yetişkinlerde yavaş dalga uykusunda,

Theta, çocuklarda ve meditasyon ya da sakin haldeyken,

Alpha, rahatlamış ya da gözlerini kapamışken,

Beta, uyanıklık halinde beyin aktif çalışırken gözlemlenen dalgalardır.

Darpa’nın askerlerin arasında düşünceyle iletişim kurmalarını sağlayabilecek bir EEG sistemine 4 milyon dolar yatırdığı bir dönemde, neurofeedback ve zilyon tane bilgisayar arayüzü sayesinde sanat da nasibini alıyor.

Lucas Maasen ve Dries Verbruggen, beyin dalgasından koltuk yapma girişiminde bulunmuş, görsel olarak da oldukça havalı bir sonuca ulaşmışlar. 3D EEG datası ile oluşturulan koltuk, sonrasında CNC ile gerçek bir koltuğa dönüştürülmüş. Gözler kapalıyken salınımı yapılan Alpha dalgasının 3 dakikalık veri kaydı ile, bir göz açıkken hızlıca değişen beyin dalgalarının veri kaydı kullanılmış.

Comments
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Bu akşam 11 saatlik bir yolculuk sonrasında bilişsel bilimlere ve beynin ıvır zıvırına olan ilgimi doyurabileceğim, aynı zamanda müthiş şirince şaraplarımı hüpletebileceğim bir yere gidiyorum. Gitmeden önce, bu lanet İstanbul’un leziz yağmurları yağmaya başlamışken, ağlak şarkılardan bir de ben koyayım da, kışa merhaba demeye yüzüm olsun dedim. Gerçi benim için yaz o kadar hatırlanmaması gereken anılarla doldu ki, bir an önce kış gelsin diye hayatımda ilk kez mızmızlandım. Geçen kış dünyanın soğuk ülkelerinde kıçımı dondurarak geçti, kardan adamlarla ve buzdan zeminlerde kaymacalarla. Bu kış Avrupa’yla alakam olmaz.

Şirince’nin 55 kişilik beyinci nördleri, bekleyin, geliyorum.

Comments
Comments

Datafobik DJ Set | 23 Oct 2009 | Vibrato 7

Dark rooms with heavy basslines full of fans who are only there for the music. Selectas who not only playing but they create it. Are you listening?

Comments
good catcher. luv it. i think i know who i should connect with for muhteviyat logo.
olex:

Old Castle Company Root Beer

good catcher. luv it. i think i know who i should connect with for muhteviyat logo.

olex:

Old Castle Company Root Beer

Cite Arrow reblogged from olex
Comments